Yapay zekâ 2025 boyunca hız, güç ve yeni modellerle konuşuldu. Ancak 2026’ya girerken tartışmanın yönü değişiyor. Alanın içinden uzmanlara göre önümüzdeki yılın asıl gündemi “ne yapabildiği” değil, nasıl tasarlandığı ve ne kadar güvenilir olduğu olacak. Yapay zekâ artık yalnızca bir verimlilik aracı değil; duygusal bağ kurulan, karar süreçlerine etki eden ve günlük hayatın içine yerleşen bir teknoloji hâline geliyor.
Bu dönüşüm, yeni riskleri de beraberinde getiriyor. Uzmanlar, 2026’da yapay zekânın daha hızlı gelişeceği konusunda hemfikir. Ancak hız arttıkça, etik sınırlar, güvenlik ve insan psikolojisi üzerindeki etkiler çok daha kritik hâle geliyor. Özellikle kullanıcılarla kurulan duygusal ilişki, artık göz ardı edilemeyecek bir mesele olarak öne çıkıyor.
Duygusal bağ ve bağımlılık riski büyüyor
Uzmanlara göre yapay zekâ sistemleri, 2026’da daha dinleyen, anlayan ve rahatlatan bir yapıya bürünecek. Bu durum, kullanıcı deneyimini iyileştirirken aynı zamanda duygusal bağımlılık riskini de artırıyor. Sohbet botlarının bir arkadaş ya da destek noktası gibi algılanması, bazı kullanıcılar için sınırların bulanıklaşmasına yol açabiliyor.
Geçtiğimiz yıl bazı kullanıcıların yapay zekâ araçlarıyla yoğun duygusal ilişkiler kurması, bu riskin teorik olmadığını gösterdi. 2026’da bu eğilimin artması beklenirken, uzmanlar duygusal güvenlik kavramının en az veri güvenliği kadar önemli olacağına dikkat çekiyor. Yapay zekânın rahatlatıcı olması ile bağımlılık yaratması arasındaki çizgi giderek inceliyor.
Terapi araçları ve çocuk güvenliği öne çıkıyor
2026’da yapay zekâ destekli terapi ve ruh sağlığı araçlarının sayısının artması bekleniyor. Bu sistemler, erişilebilirlik açısından önemli avantajlar sunuyor. Ancak uzmanlar, bu araçların insan terapistlerin yerini alacak şekilde konumlandırılmasının ciddi etik sorunlar doğurabileceği görüşünde. Yapay zekânın destekleyici rolü aşmaması gerektiği özellikle vurgulanıyor.
Bir diğer kritik başlık ise çocuk güvenliği. Yapay zekâ destekli oyuncaklar, dijital arkadaşlar ve sohbet sistemleri, çocuklar için cazip hâle geliyor. Uzmanlara göre bu sistemlerin çoğu, güvenlikten çok etkileşimi artıracak şekilde tasarlanıyor. Bu nedenle sonradan eklenen güvenlik önlemleri yeterli görülmüyor. 2026’da, tasarım aşamasından itibaren güvenli yapay zekâ talebi çok daha güçlü bir şekilde gündeme gelecek.
İş dünyasında kanıt ve güven talebi artacak
İş dünyasında yapay zekâ artık bir deneme alanı değil, günlük iş akışının parçası. Ancak 2026’da şirketlerin sorduğu soru değişiyor: “Bunu yapabiliyor mu?” yerine "Bu sonuca güvenebilir miyim?” öne çıkıyor. Uzmanlar, doğrulanabilirlik, kaynak gösterimi ve insan denetiminin iş dünyasında standart hâline geleceğini öngörüyor.
Bu değişim, yapay zekâ okuryazarlığını da zorunlu kılıyor. Yapay zekâdan doğru sonuç almayı, çıktıları sorgulamayı ve bağlam içinde değerlendirmeyi bilen kullanıcılar öne çıkacak. 2026’da kazananlar, en iddialı sistemleri kullananlar değil, en güvenilir ve şeffaf çözümleri tercih edenler olacak. Yapay zekâda asıl sınav, gösterişte değil; güven, sorumluluk ve insan merkezli tasarımda verilecek.